NEBEVÎ NEFES: ÖMER BİN ABDÜLAZİZ

Saray ortamlarında yetişmiş ve rahatlıklar içerisinde büyümüş birisi olan Ömer bin Abdülaziz’in hayatı, bir gecede değişir. Zengin birisiyken aniden fakir oluverir. Süslü ve pahalı giysiler giyerken, yıpranmış kumaştan kıyafetlerle idare etmek zorunda kalır. Bunun sebebi, saray imkânlarından mahrum bırakılması değil; aksine, kendi özgür iradesiyle bunu istemesidir. Başkalarının bunun nedenini anlaması kolay olmaz ama onun düşüncesi çok başkadır. Çünkü o, talep etmediği halde omuzuna yüklenen “halifelik” gibi yüksek bir görevin manevi sorumluluğu altında ezilmektedir. İşte asıl olay, halifelik gecesinden sonra başlar.

Ömer bin Abdülaziz’in yaşadığı zaman, birbirinden çok farklı ve belki de taban tabana zıt denebilecek iki dönemden oluşur. Birincisinde gözlemcidir. İkincisinde ise aktiftir, hatta başroldedir. Bu dönemler özetle şöyledir:

1. Dışta savaşların hükümran olduğu, dâhildeyse iç çekişmelerin dinmek bilmediği için insanların büyük sıkıntılar içerisinde olduğu çocukluk dönemi: Bu dönemde genel olarak üçbaşlılık hâkimdir. Mekke-Kûfe-Şam arasında sürmekte olan üçlü iktidar kavgası kardeşi kardeşe düşürmekte ve İslam âleminin bağrına saplanmış bir hançer gibi kanatmaktadır. Her ne kadar tedavi olarak uygulanan bazı tedbirler, zaman zaman akan kanı durdursa da asıl sorun olan çokbaşlılığa müdahale edilemediği için hançer her hareket ettiğinde kanama yeniden başgöstermektedir.

Buna ilave olarak bir de nerede, ne zaman harekete geçeceği belli olmayan Haricilerin isyanları vardır ki, bu hareket, hem bu üç iktidarın hem de halkın korkulu rüyası haline gelmiş, gününü-gecesini çekilmez kılmıştır.

İktidar kavgaları, isyanlar, istikrarsızlıklar… İnsanlar artık bu kâbusun bir an önce bitmesi için İlahî bir nurun imdada yetişmesi için sürekli duadırlar.

2. İşte böylesi bir ortamda halife seçilir Ömer bin Abdülaziz ve böylece hayatının en kısa ama en yorucu yıllarını teşkil eden halifelik dönemi başlar:

Devletin merkezini Medine’den Şam’a getirmekle, zamanla Nebevî hakikatten önemli ölçüde uzaklaşmış insanlar yeniden o nefesle ferahlanır. Çünkü Halife Ömer’in icraatları, Kur’an ve Sünnet ışığında insanlara hayat bahşeder. Nebevî Nefes, kararan ruhları bir bir âbâd eder.

Halife Ömer, devlet müesseslerini bir bir elden geçirir. Devlet eliyle zulme uğramış insanların tek tek gelip haklarını isteyebilecekleri ve zararlarını tazmin edebilecekleri meclisler kurdurur. Bütün valiliklere de bu emri gönderir ve haksızlığa uğramış binlerce insan devlete müracaat edip hakkını alır. Bu arada çok ilginç ve duygusal olaylar cereyan eder.

O güne kadar devletle hep kavgalı olan unsurlar birer birer gelip yeni halifeyi ziyaret eder ve çok memnun kalarak evlerine geri dönerler. Büyük bir kangren gibi hep bedene sızı vermiş olan Hariciler de gelip görüşmeler yapar ve halifenin üstün ilmine hayran olarak geri dönerler. Hatta onun büyük bir hayranı olarak ona tabi olanlar bile vardır. Artık yerleşmiş bir kaide gibi “Onlar laftan anlamaz! Ancak kılıçla yola gelirler!” denen Haricilerdeki bu değişiklik; gören, işiten herkeste ciddi hayranlık uyandırır halifeye karşı.

Gerekli tedbirler alındıktan sonra dıştaki gereksiz savaşlar da durdurulur. Uzun zamandır at sırtını vatan edinen askerlerin eve dönmesi de ayrı bir mutluluk havası estirir devlet genelinde.

İnsanların büyük bir bayram havası içerisinde geçirdikleri bu ortamda, onlar gibi rahat imkânlara sahip olmayan bir aile vardır. Halifenin, Ömer bin Abdülaziz’in kendi öz ailesi. Çünkü onlara çok az zaman ve imkân tanımıştır ama, gününü-gecesini birer manevi evladı hükmünde olan vatandaşlarına ayırmıştır Halife Ömer. Ailesine karşı bu tavrını gören tanıdıklarından birisi daha fazla dayanamayıp fevri bir çıkış yapacak ve “Kendi ailen diye kayırmıyorsun ama hiç değilse vatandaşın gibi muamele et” kabilinden bir ifadeyle halifeye çıkışacak cüreti gösterecektir. Fakat halife şefkatle onu süzdükten sonra elde ettiği gelirin ancak bu kadarlık bir idareye kâfi geldiğini söyleyecek ve bu açıklamaya şahit olanları gözyaşlarına boğacaktır.

Herkes rahat içerisindedir. Emevi hanedanı da. Fakat onların daha önce haksız olarak elde ettikleri birtakım gelirler kesildiği için huzursuzdurlar. Defalarca Halife Ömer’e gidip gelmiş ve bu “hakların” yeniden verilmesini istemişlerdir. Fakat halife, hak edilmeyen hiçbir şeyi kimseye vermemeye kararlıdır. Ancak bu hadise büyük bir teessür ve ihanete kapı aralar ve iki buçuk yıl boyunca bütün dünyaya güzellikler yaşatan bu kutlu insanın hayatına kast etmeye kadar gider.

Dünya sayfasına nakşolunan verimli bir iki buçuk yıl, hain bir girişimle noktalanır ve bu güzel insan, henüz kırk yaşındayken bu dünyaya gözlerini yumar. (Rahmetullahi aleyhi rahmeten vâsiaten.)