Işığa Hasret Kalbim

 

Bir ışık gördüm…
Ah karanlıkta kalan kalbim!
Nasıl da sevindi şimdi.
Çocuklar gibi…
Hakkı değil miydi sevinmek?
Bunca karanlıktan sonra görmek
Ve belki de görünmek…
Ah ışığa âşık kalbim!
Siyah sana yakışmıyor.
Aydınlıkla görünmek,
Seni daha bir açıyor.
Aydınlık…
Kalbime bir ışık serpti.
Meftun oldu güzelliğine…
Ardından koştu belki tutar ümidiyle…
Ama uzattığı ellerinde
Sadece aksi kaldı.
Ah kalbim!
Nasıl da sevinmişti!
Şimdi elinde birkaç pırıltı,
Kalbinde hüzün ve büyük bir çarpıntı
Sadece bunlar kaldı.
Aynadan yansıyan bu kadar olurdu tabii…
Terk edip gidici…

Bir ışık gördüm…
Uçsuz bucaksız bir alanı kaplamıştı.
Masmavi denizi, altın sarısına çalmıştı.
O güzellik karşında,
Kalbim nasıl da ağlamıştı…
Ama önünde gezinen âşıklardan,
Ona az bir huzme kalmıştı.
Vakit ilerledikçe
Bu ışık da azaldı.
Hüzne aşina kalbim,
Bak yine nasıl daraldı?
Neden?
Denizi mesken edinmişti…
Neden çabuk tükendi?
Kalbimi karanlık hücresine
Tekrar geri gönderdi.

Bir ışık daha gördüm…
Nur topu gibi sanki…
Ah zavallı kalbim!
Tekrar öne atıldı…
Buna ne diyorsun?
Yitirdiğin umudu mum ışığıyla arıyordun.
İşte sana büyük, çok büyük bir mum…
İsi, dumanı yok,
Yakmak için kibrite,
Çakmağa ihtiyaç yok…
Bunlarla avuttu kendini,
Ve düştü peşine…
Ama nereden bilebilirdi ki onun da gideceğini?

Işığa hasret kalbim!
Ne avunursun bunlarla?
Seni bırakıp giden aşklarla
Ne vakit harcıyorsun!
Kır, karanlık lambanı!
Kaynağı bulmalısın…
Ben işittim azıcık, adına Güneş derler.
Öyle bir ışığı var ki…
Aydınlanır her yer.
Dereler, tepeler, yerler ve gökler…
Senin küçük hücren mi?..
Güldürme beni…
Değil küçük hücreni,
Hem âlemi ve evreni…

Ah kalbim!
Sen çok acı yaşadın…
Hadi gül, gül de artık bul neşeni…
Kırıntı ışıklarla doldurma kalp mideni…
Hadi,
Geç karşısına da ısıt uyuşmuş benliğini…
Işığa hasret kalbim!
Hadi hisset kendini…

İkram Arslan