Etiket arşivi: hadis

Hadîsin önemine bir kelimelik bir örnek

Bir ilmin anlaşılması için o ilmin terminolojisine de az-çok hakim olmak gerekir. Çünkü terminoloji, o ilimde özel kullanılan kelimeleri ifade eder ki, burada kelimeler kendi sözlük anlamları dışında, farklı bir anlamda kullanılmışlardır.

Mesela “diz kırma” ifadesini tasavvufta kullanırsanız “Bir şeyhin/büyüğün tedrisinde bulunma, saygıyla huzurunda durma, ondan ders alma” gibi anlamlar çıkarırsınız. Tasavvufa yeni yeni meyleden birisi bunu spordaki kullanımı gibi anlarsa, tasavvufu hiç anlamaz ve belki de bırakıp uzaklaşır.

Aynı şekilde Kur’an’ı en doğru şekilde anlamanın yolu, Resulullah’ı (a.s.m.) dinlemekten geçer. Çünkü vahye ilk muhatap olması hasebiyle dinî terminolojiyi en iyi bilen odur. Şayet o dinlenilmezse, Kur’an anlaşılmaz.

Resulullah’ın (a.s.m.) “Ben salâtı nasıl yapıyorsam siz de benden gördüğünüz gibi salât yapın” hadisi bu konuda bize yol gösterecek en güzel örneklerden biridir. Çünkü “salât” kelimesi o gün itibariyle “dua, ibadet, ibadet yeri” anlamlarında kullanılıyor ama bugün bizim bildiğimiz şekilde “namaz” olarak kullanılmıyordu. Şayet Resulullah’ın (a.s.m.) “benden gördüğünüz gibi” ilavesi olmasaydı ya da birileri başkasına aktarırken ondan gördüğü şekilde aktarmasaydı, muhataplar itiraz edebilir, “kelimede bu şekilde eğilip kalma anlamı yok” diyebilirdi. Çünkü adına İslam denen yeni bir dinin gönderildiğini ve bu dinin kendine has yeni bir terminolojisi olduğunu bilmeyecekti.

İşte, Resulullah’ı (a.s.m.) dinlemeden Kur’an’ı anlamanın ve tabii ki yaşamanın mümkün olmayacağına bir kelimelik bir örnek…

Kur’an Müslümanlığından “Kur’an’a arz etme” dönemine geçiş

Beşer maharetiyle teşekkül ettirilen pek çok mesele çıktığı dönemde dikkat çekici oluyor, hükmünü icra ediyor ve bir süre sonra da sıradanlaşanlar arasındaki yerini alıyor. Dikkat çekmesinin en önemli sebebi, daha önce duyulmamış olması, dikkate şayan görülmesidir. Buna mümasil, bir süre sonra sıradanlaşmasının sebebi de artık biliniyor olması, bazı şeylerin tekrarmış gibi gelmesi veya aslında anlatıldığı gibi önemli olmadığının anlaşılmasıdır.

“Kur’an Müslümanlığı” diye bilinen meseleye bu nazarla bakabiliriz kanaatimce. Bu, yeni bir mevzu değil. Yıllar öncesinde, hatta yüz yıllar öncesinde var olan, üzerinde ciddi tartışmalar yapılan bir mevzudur. Her ne kadar her dönemde farklı bir isimle gündeme gelmiş olsalar da, bunların temel özelliği, “Kur’an bize yeter” mantığı üzerinde şekillenmiş olmalarıdır.

Kur’an Müslümanlığı söylemi de günden güne sıradanlaştı ve artık dikkat çekmez oldu. Ve derken yeni bir ifadeyle karşılaştık: “Kur’an’a arz!” Çok güzel ve vurucu bir ifade bu. Aynı zamanda sempatik… Bizim kılavuzumuz, iki dünyada rehberimiz olan Kur’an’a her şeyi arz edeceğiz. Onun müsaade ettiklerine evet, ama etmediklerine geçiş vermeyeceğiz… Zaten İslam’ın temeli de bu değil mi?

İlk başlarda gerçekten çok sempatik geliyordu kulaklara, dimağlara. Ve çok azımız müstesna, hepimiz bu söylemin peşinden koştuk. Oradan duyduklarımızı birbirimizle paylaştık. Soranlara hüsn-ü referansta bulunduk. Karşı çıkanları taassupla suçladık. Zaman zaman bizim o güne dek öğrendiklerimizle uyuşmayan şeyler de işitmiyor değildik ama aslolan Kur’an olduğu için onun söyledikleriyle bizim malumatımız çelişse biz kendi bilgimizi mi esas alacaktık? Elbette hayır. Sonra bizim muteber saydığımız şahıslar da bir bir Kur’an’a arz eleğine takılmaya başladı. Onlar da beşerdi ve hata yapmış olabilirlerdi. Ona da tamam dedik. Ve derken günün birinde mesele iman esaslarına kadar dayandı…

O zaman anladık ki bu, öylesine masumca her şeyi Kur’an’a arz etme mesleği değildi. Aslında “Kur’an’a arz” örtüsü altına gizlenerek Hadise ilişen, onu ortadan kaldırmanın yolunu yapan (Kimisi mantığına uymayan Hadislere ilişirken, kimisi Hadisi toptan reddediyor maalesef) ve Hadisi esas alan Ehl-i Sünnet âlimlerini bir bir yıpratma ve gözden düşürme cehdinde olan bir yöntemdi. Ve yani “Kur’an Müslümanlığı”nın isim değiştirmiş versiyonuydu bu. Kur’an Müslümanlığından “Kur’an’a arz etme” dönemine geçiş yazısına devam et