Sunuş

mkarabasoglusunus

En kolay düşülen zihin yanılgılarından biri, genellemelerdir. Yaş ile kuruyu, haklı ile haksızı ayırarak hüküm vermek emek ister. Ama bir topluluğu, hatta bir kişiyi toptan kabul veya red, zahmetsiz ve gayet kolaydır çünkü.

İnsanın kolayca düştüğü bir diğer zihin yanılgısı, çoklara göre azı, topluluğa göre kişiyi küçümsemektir. Bu yanılgıya göre; bir insan nedir ki? Bir insan tek başına ne yapabilir ki? Olaylar bir yöne doğru akarken, bir insan neyi değiştirebilir ki?

Ahlâkı ve yönetim tarzı ile Hz. Ömer’i hatırlattığı için ‘İkinci Ömer’ gibi haklı bir ünvanla anılan Ömer b. Abdülaziz’in şahsında, bu iki zihin yanılgısı da tuzla buz olur. Ömer b. Abdülaziz, tek bir kişi ve bir Emevîdir. Emevîler ise, sergiledikleri genel duruşla, hayat çizgileri, hele ki yönetimleri ümmet nezdinde hep sorgulanmış bir sülâledir. Hatta, ifrat edip, onları İslâm tarihindeki ‘bütün kötülüklerin babası’ konumuna indirgeyenler dahi vardır. Ömer b. Abdülaziz, işte böyle bir aile içinden çıkmış, yine bu aileden bir kızla evlenmiş biridir. Ama genellemelerin ne kadar isabetsiz ve yanıltıcı olduğuna, onun hayatı, hele ki yönetimi apaçık bir delildir. O bir Emevîdir; ama bir ‘sultan’ olmamış, ‘halife’ ünvanını hak etmiş ve bu ünvanın hakkını da vermiştir. Dahası, üç seneyi bile bulmayan kısacık hilafet zamanına sığıştırdığı büyük değişim ve dönüşümlerle, Ehl-i Sünnet olarak temayüz edecek ana çizgiyi işaretlemiş ve ‘ilk müceddid’ olarak da tarihlerde yer etmiştir.

Ve yine Ömer b. Abdülaziz, tek bir kişinin ne yapabildiğinin ve neyi değiştirebildiğinin destansı bir örneğidir.

Bütün bu özellikleri, onu, önceki çağlar için olduğu gibi, ‘kahraman’larını ya popüler kültürden yahut ‘uzaydan’ seçen ahir zaman şartlarında yaşayan mü’minler için de gerçek bir ‘örnek’ ve ‘kahraman’ olarak karşımıza çıkarıyor.

İkram Arslan’ın Emevî sarayındaki bu ‘gizli hazine’ üzerine odaklanan elinizdeki çalışması, onun bütün bu özellikleriyle yeniden zihin gündemimize taşıması açısından büyük bir önem ve değer taşıyor.

Ömer b. Abdülaziz’in hayatı üzerine odaklanan bu kitap, o günlerin şartlarına ve atmosferine götürürken, son derece olumsuz gözüken bir zeminde nasıl güzide bir ismin ortaya çıkabildiğini de göstererek, okuyanlara insana ve yarınlara dair ümit de aşılayacaktır.

Bu kitap, titizliği, çalışkanlığı ve edebiyle takdir ettiğim sevgili İkram Arslan kardeşimin ilk kitabı ve ilk romanı… İlkler, her zaman için, zorun zorudur. Sevgili İkram’ı, en başta, bu zoru başardığı için tebrik etmem gerekiyor. Ama, bu zoru titiz bir araştırma ve akıcı bir anlatım içinde başardığı için, ayrıca tebrik etmem de gerekiyor.

Onun bu kitapta ortaya koyduğu emeğin, takip edecek çalışmalar noktasında beni ziyadesiyle ümitlendirdiğini sevinerek ifade etmek isterim. İnşaallah, her yeni çalışmada kalemini daha da ilerletecek, her kitapta bir basamak daha ilerleyerek düşünce ve yazı hayatımız için yeni bir ses ve yeni bir soluk olarak temayüz edecektir. Yolun açık olsun sevgili kardeşim…

METİN KARABAŞOĞLU

Bir cevap yazın