33. Tüyap Kitap Fuarı

Önceki gün, Tüyap İstanbul Kitap Fuarı’nda ilk imza programımızı yaptık. İmzaya gelen arkadaşlarımızla kısa ama güzel sohbetlerimiz oldu.

İlginç anlarımız da olmadı değil. Sağına soluna bakıp stantta oturan birini görür görmez hemen “Abi falan yayınevi hangi salonda acaba?” diye soranlar, elinde tomar halinde bulunan el ilanından birkaçını bırakıp hiçbir şey demeden uzaklaşıp gidenler, yemek isim ve fiyat listelerini bırakanlar, standa getirdiği hizmetin faturasını uzatıp “Abi bunu imzalasanız da gitsek” diyenler… Eğlenceli dakikalar yaşadık sayelerinde.

Fuarda biraz gezme imkânı buldum. Yenilenen bazı stantlar haricinde çoğunlukla önceki yıl kullanılanlar nazarlara çarpıyordu. Bunlardan öte, kitap kapaklarında ciddi bir değişim olduğunu fark ettim. Kaliteli ve capcanlı kapaklar, raflarda çok güzel duruyordu. Bu başarıda gelişen baskı teknolojisinin payı yüksektir ama kanaatimce grafikerlerin sektörü iyi takip etmelerinin ve ayrıca tasarlamak istediklerini daha başarılı bir şekilde yansıtabilmelerinin katkısı daha fazladır. Bunda da kullanılan görsel programların katkısı az değildir. Ve bence asıl önemli olansa yayıncılığın artık hatırı sayılır bir sektör halini almış olmasıdır.

Rafları süsleyen bu rengârenk kitapların önemli bir kısmı yabancı yazarların kitaplarından oluşuyordu. Ve en çok rağbet görenler de bunlardı.

İlk gün olduğu halde capcanlı bir gündü. Etrafta dolaşan heyecanlı gençler, yayınevlerinin raflarını tek tek inceleyenler, sevdiği yazarla görüşmek için sıra bekleyenler…

Yazarları motive eden şeylerden biri de budur. Okuyucuların gözlerinden yansıyan ışıltı, yazarın iç dünyasında makes bulur. Oradan taşarak yeni yayınlar olarak kendisini belli eder.

Zor şartlar neticesinde ortaya çıkan eserlerde, yazarı motive eden okuyucunun payı hiç de küçümsenmeyecek kadar çoktur. Bilerek ya da bilmeyerek bunu başaran okuyucuların hepsine teşekkür ediyorum…